Trans Siberian

Bu yazımda, üniversite yıllarımdan beri hayalini kurduğum Sibirya Ekspresi ile önce Baykal gölüne, oradan Mogolistan ve Çin’e gitmeyi planladığım yolculuğu anlatacağım. Yolculk öncesi hazırlık aşaması ve yolculuk sırasında yaşadıklarım tecrubeleri yolda fırsat ve internet bulduğum surece güncelleyeceğim.

Arabayla Avrupa Turu

 

Herşey Redbull X-Apls yarışma takviminin yayınlanmasından sonra, yıllardır bu yarışmayı izleme hayalimin tekrar alevlenmesiyle başladı. Redbull X-Alps kısaca yarışmacıların sadece yürüyerek ya da uçarak kat etmeleri gereken 1000km’den fazla bir mesafeden oluşan, 2 yılda bir geleneksel olarak Salzburg’da başlayıp, Monaco’da biten bir yarışma. Gidilmesi gereken rota her yarışmada değişmesine rağmen, temelde yarışmacıların Alp’lerin en zorlu zirvelerinden, en derin vadilerinden defalarca geçerek, tırmanarak, koşarak ve uçarak Monaco’ya ulaşmasını sağlayacak şekilde seçilir. Yarışma rotasının geçtiği yerler, Alplerin hep en güzel noktaları olmuştur. Redbull X-Alps 2017 ile ilgili daha fazla bilgi için http://www.redbullxalps.com/

IMG_9653

Benim için yarışmayı seyredip rota üzerinde Alpleri gezmenin en güzel yolu ya yarışmak, (ki insan üstü güç, enerji, tecrübe, yetenek, irade ve dayanıklılık gerektiriyor) ya da arabayla mümkün. Tabi ki ikinci seçenek bana daha çok uydu.

Olur mu, olmaz mı, bütçe, rota, süre, mesafe derken sadece birkaç haftalık planlamayla yolculuk günü geldi…

Yolculuk öncesi hazırlıklar:

  • Rota planlaması: Öncelikle gidilmek istenen ülkeler, şehirleri, kasabalar, turistik cazibe alanları, etkinlikler, eğlence mekanları, kamp alanları ve potansiyel konaklama yerleri Google haritalarda yıldızlı yerler olarak işaretlendi.
  • Google haritalarda rota alternatifleri hazırlandı. 5 farklı alternatif oluşturdum ve bunlardan en uygunu olanı seçtim. Bu rotada çok küçük sapmalar ve eklemeler oldu ve bu da zaten öngörülmüştü.
  • Bloglar okundu.
  • Rehber kitapçıklar ve gezi notları temin edildi.
  • Araç bakımı yaptırıldı. (Peugeot 5008 1.6 Dizel)
  • Yeşil sigorta yaptırıldı (1 aylık 65 Euro)
  • Kaskoya yurt dışı için zeyil yaptırıldı (52 TL)
  • Araç trafik ceza sorgusu yapıldı ve bir adet ödenmemiş cezaya rastlanarak (sürpriiiiiz) ödendi.
  • Pasaport ve yurt dışı izinleri halledildi.
  • Ehliyet zaten yenilenmişti.
  • Kamp malzemesi eksikleri tamamlandı
  • Alışveriş yapıldı
  • Google Haritalarda çevrimdışı alanlar indirildi (olmazsa olmaz)

 

ROTA

Adsız

 

YOLCULUK

Gün 1, 25.Haziran 2017: Yalova – Selanik (702 km)

Gün, arabaya binmek için evden çıkarken telefonumun düşmesi ve çalışamaz hale gelmesiyle başladı. Kabus. Tüm rota bilgileri, haftalar süren planlamanın verileri, notlar, adresler, ekran görüntüleri, çevrimdışı harita paftaları, iletişim bilgileri, telefon rehberi, yolculuk için gerekli uygulamalar, rota bilgileri ve diğer her şey. Yapacak bir şey yok. Sabah 10 feribotuyla Yalova’dan Pendik’e biletimiz var. Yola çıktık, sorunsuz ve hızlı bir şekilde İstanbul’u geçtik. Tekirdağ’da bir teknoloji markete girip eşime yeni telefonunu (kısa bir süre için benim kullanacak olduğum) aldıktan ve kendi kartımı taktıktan sonra yola devam. Sınırdan 15dk’da geçtikten sonra ilk durak Kavala. Kısa bir gezinti sonrası Selanik’e hareket. Aksam saat 8.25’te, daha önce Airbnb’den ayarladığım eve ulaştık. Selanik’e tepeden bakan, harika manzaralı evde, evin sahibi bayanla birlikte kaldık. Yeme, içme, konaklama, sohbet, kahvaltı dahil 25 Euro.

Notlar:

*Yunanistan’da her 100 km’de bir otoban gişesi var. Her geçiş 2,4 Euro, yollar gayet iyi ve hızlı.

*Yakıt almak için otoyoldan ayrılıp tekrar dönmeniz gerekiyor. Yol üstü çok servis alanı yok.

*Selanik’te otopark bulmak zor. Park ücretleri 2-4 Euro arası.

*Atatürk Köşkü pazartesileri kapalı ama neyse ki bayram olduğu için açıktı.

20170626_110221.jpg

Gün 2, 26 Haziran 2017: Selanik – Ohrid (293 km)

Sabah 8’de uyandığımızda ev sahibimiz çoktan işe gitmişti. Kahvaltımızı yapıp, kapıyı çekip saat 9.30’da çıktık. Saat 14 gibi Bitola (Manastır) ilk mola yerimizdi. Biraz etrafı dolaşıp fotoğraf çektikten sonra yola devam.  Saat 17 civarı önceki akşam Selanik’teyken Airbnb’den ayarladığım Ohrid’deki  otele vardık. Göl kenarında, harika manzaralı işletmenin sahibi bizi kapıda karşıladı. Yerleşip hemen otelin önündeki plaja indik. Yüzdük ve plajda biraz dinlenip otele döndükten sonra akşam yemeği yedik. Biz yemek yerken otel sahibi arabamızı yıkamış ve balkona Türk bayrağı asmıştı. Şaşırdık ve çok mutlu olduk. Yemekten sonra Ohrid merkeze indik. Kasaba çok ilgi çekici, mimari ve yerleşim çok güzel. Yaklaşık iki saat dolaştıktan sonra otele döndük.

Notlar:

*Apart : 25 Euro

*Makedonya’da herhangi bir otoyol ücreti ödemedik, çünkü otoyol yok. Yollar bizim köy yolları gibi. Bazı yerlerde oldukça dar ve banket yok. Bazen karşıdan gelen aracın geçmesi için beklemek gerekiyor.

Ohrid’de park yeri problemi yaşamadık. Sokak aralarına park edilebiliyor.

*Yaşayan ve turist olarak çok fazla Türk vatandaşı var. İnsanlar çok sıcak kanlı. Fiyatlar Türkiye gibi. (Türkiye’deki turistik yerler gibi değil, Anadolu’daki kasaba ve şehirler gibi).

*Depoyu Makedonya’da doldurmakta fayda var. Dizel 1 Euro’nun altında.

 

Gün 3, 27 Haziran 2017: Ohrid – Kotor (330 km)

Kahvaltıdan sonra saat 10’da Ohrid’den ayrılıp Kotor’a doğru yola çıktık. Tomtom’a ve Telefona rotayı girdikten sonra daha önce etüdünü yaptığım yoldan Arnavutluk üzerinden Karadağ’a girecektik. Ama nasıl olduysa her iki cihaz da Elbasan ve Tiran üzerinden Kotor’a gidecek olan yolu vermesi gerekirken, daha kuzeyden Debar üzerinden vermiş. Ohrid çıkışı  gölün hemen kuzeyinden farkına varmadan muhteşem orman, göl, baraj ve dağ manzaralı bir yolla, küçük köylerden geçerek Debar’a vardık. 66 km. Yolun büyüsü, yanlış yolda olduğumuzu anlamamı engelledi sanırım. Orada bir benzinlikte tanıştığımız Türk aile en doğrusu aynı yolu geri dönmemiz ve benim de aslında bildiğim Tiran yolundan gitmemiz gerektiğini söylediler. Bize fazladan 132 km ve 2 saate patlayan yolu kayıp olarak görmüyorum. Ya da sadece tek yönü fazladan oldu diyebilirim. Saat 14 gibi Tirana varıp, şehir merkezinde 1 saat kadar geçirdikten sonra yola devam. Saat 17’de Budva’daydık. Ama Budva’ya varmadan 10 km önce Stevi Stefan adında bir kasaba gördük ve hemen daldık. Karaya bir köprüyle bağlı bir ada üzerinde kale, saray ve şato görünümünde bir yerleşim yeri var. Şu an lüks bir otel olarak hizmet veriyor. Adaya geçebilmeniz için ya otel müşterisi olmanız ya da restorandan rezervasyon yapmanız gerekiyor. Fiyatlar astronomik. Biz uzaktan fotoğraf çekmekle yetindik. Ama plajlar halka açık ve deniz muhteşem.

Kotor’a bir an önce ulaşmak için Budva’da çok kalamadık. Sadece fotoğraf molası. Kotor’a vardığımızda kara kara nereye park edebileceğimizi düşünürken öyle bir park yeri bulduk ki, gezegende daha iyisi yoktur. Eski şehrin surları dışında, kalenin batı girişinin hemen dibinde ve ücretsiz. Booking.com’dan bir gece önce 2/3 dakikalık araştırmayla bulduğum otel konusunda da en az park yeri kadar şanslıydık. Eski şehrin merkezinde, her yere 1 dk’lık yürüyüş mesafesinde. Fiyat 37 Euro. Kotor Adriyatik denizinin oluşturduğu bir fiyordun kenarında kurulmuş bir kale şehir. Aynı zamanda şehrin sırtını yasladığı dağda da Kotor Kalesi bulunuyor. Surlar boyunca kaleye tırmanmak mümkün ama yarı yolda bulunan Kiliseye kadar tırmanış bile yetiyor. Manzara muhteşem. Fiyordun denizle bağlantısı görünmediği için göl hissi yaratıyor ve sahilde demirli transatlantikler  gölde duran gemiler gibi, bu manzaradan daha da çok etkilenmenizi sağlıyor. Karadağ’ın para birimi Euro ve fiyatlar gayet cazip. 1,5  Euro’ya güzel bir cafede bira içebiliyorsunuz.

Notlar:

*Görsel ve turistik açıdan çok etkileyici bir şehir. Yakın çevredeki plajlar ve bir çok aktivite mevcut

*Kaleye çıkış oldukça yorucu. Serin saatler tercih edilmeli. Giriş 2 Euro.

*Kedileriyle ünlü bir şehir. Hatta bir Kedi Müzesi var. Giriş 1 Euro

 

Gün 4, 28 Haziran 2017: Kotor – Mostar (230 km)

Yolculuğu planlarken Kotor’da mı Kalsak, Dubrovnik’te mi, yoksa her ikisinde de mi diye kararsızlık yaşadım. Bir gece önce Ohrid’de kararımı verip Kotor’da kalmayı, yol üzerinde Dubrovnik’e uğrayıp son nokta olarak Mostar’da konaklamaya karar verdim. Doğru karar vermişim. Dubrovnik inanılmaz pahalı. Bunu ilk anda 2 saatlik otopark ücreti olan 11 Euro’yu ödeyince anladık. Yiyecek içecekler de aynı orantıda pahalı. Özellikle Game of Thrones’dan sonra almış başını gitmiş. Ama diğer taraftan Dubrovnik çok güzel bir şehir. Etkileyici mimarisi, tepeye yaslanmış ve farklı seviyelerdeki dar sokaklardan oluşan eski şehri, denize sıfır kalesi, surları, çeşmeleri, kayalıkları ve kumsallarıyla çok yerde rastlayamayacağınız türden bir şehir. Dubrovnik’te 1 saat 59 dk geçirdikten sonra yola devam. Adriyatik boyunca muhteşem Dalmaçya kıyı manzaraları eşliğinde Hırvatisatan’dan çıkıp Bosna Hersek’e girdik ve saat 20 gibi Mostar’a ulaştık. Kendinizi evde hissettiğiniz bir yer Mostar. Aynı zamanda duvarlardaki kurşun izleri, acı tarihi her an hissetmenizi sağlıyor. Dar ve taşlı sokakları saatlerce gezmek istiyorsunuz. Büyüklü küçüklü restoranlarda harika yemekler oldukça uygun fiyatlara servis ediliyor. Hostelimiz bir aile işletmesi ve kahvaltı dahil 32 Euro.

Notlar:

*Dubrovnik bunaltıcı derecede kalabalık

*Kapalı otoparklar da, sokaklardaki parkmatikler de aynı şekilde pahalı. Sokağa parkedecekseniz makinadan kaç saat kalacağınızı seçip kredi kartıyla ödüyorsunuz. Nakit ve bozuk para ile de ödeniyor.

*Dubrovnik’ten Mostara giderken navigasyonlar farklı yollar veriyor ama en doğru ve giden herkesin önerdiği yol şöyle: Dubrovnik’ten sahil boyu sürekli Split tabelalarını takip edip Metkoviç üzerinden Mostar’a gitmek. Ancak bu yolda şöyle bir ilginçlik yaşanıyor. Dubrovnikten 60 km sonra Hırvatisatan- Bosna sınırına geliyorsunuz. Hıravtistan’dan çıkıp Bosna’ya girdikten 9 km sonra Hırvatistan’a tekrar giriş yapıyorsunuz. 28 km sonra Metkoviç’e vardıktan sonra bu sefer tekrar Hırvatistan’dan çıkıp gene Bosna’ya giriyorsunuz.  1 saat içinde 3 kez sınır geçişi. Her seferinde standart pasaport kontrolü var. Ama oldukça eğlenceli bir durum. Bir odadan diğerine geçer gibi ülke değiştiriyorsunuz. Bosna Hırvatistan’ı ikiye ayırmış. Bu sayede Bosna’nın Akdeniz’e kıyısı var. Bu geçişler için yolculuğa fazladan en az 1 saat eklemek gerekiyor.

 

Gün 5, 29 Haziran 2017: Mostar – Bled (656 km)

Sabah 9.30’da Mostor’dan çıktık. Tekrar Dalmaçya kıyılarına. Yolda Pocitalj diye küçük bir köy bulduk tesadüfen. Yarim saat orada durduk. El sanatları ve meyve satan kadınlar, taş sokaklar, camileri ve kalesiyle küçük bir Müslüman köyü. Yola devam edip bir gün önce iki kez giriş çıkış yaptığımız Hırvatistan’a tekrar girerek Split üzerinden kuzeye Slovenya’ya doğru otobana girdik. Yolculuğumuzun en uzun mesafelerinden biri olduğu için mecburen otoban kullandık. Ayrıca Yunanistan’dan sonra gördüğümüz ilk otoban buradaydı. Akşam kalacağımız kamp Slovenya’nın Bled kasabasında. Oraya giderken Zagrep mi Ljubljana’ mı diye son ana kadar karar veremedim. Eğer Zagrep üzerinden devam etseydik otoyolla devam edebilecektik. Son anda daha yavaş olan yolu seçip Karlovaç’tan önce otoyoldan çıkıp 85 kimlik bir dağ yolundan Slovenyanin başkenti olan Ljubljana uzerinden Bled’e gitmeye karar verdim. Metlika’dan Slovenya’ya girdik. İlk benzinlikten Vinyeti alıp cama yapıştırdık ve yola devam. Slovenya’ya girdiğiniz andan itibaren farkı hissediyorsunuz. Yollar, yerleşim yerleri ve doğası cok güzel.
Varis noktamızın neresi olduğu son ana kadar belli olmadığı için rezervasyonsuz yola çıkmıştık.
Ljubljana’dan gecerken (Lübyana diye okumuyormuş bu arada) hava henüz aydinlikti ve gps’e göre Bled’e sadece 52 km kalmıştı. Direksiyonu kirdim, 1 saat turlar devam ederiz dedim. Iki buçuk saat sonra istemeye istemeye ayrıldık Ljubljana’dan. Şehir muhteşem tasarlanmış. Tertemiz, nezih, acayip güvende hissettiğiniz, turist kirliliği olmayan, gülümseyen güzel insanlarla dolu. Ayrıca şehirde müzik festivali varmış ve aynı anda bir sürü meydanda devasa konserler vardı.

Bled’e vardığımızda hava kararmıştı ve yağmur başlamıştı. Çadırımızı yağmurda kurduk ve kızları hemen arabadan çadıra aldık. Sonra derin ve rahat bir uyku.

Notlar:

*Hırvatistanda 437 km otoban ücreti 28 Euro. Acıttı. Ama çok daha acısı varmış meğer.

*Slovenya 1 haftalık Vignette 15 Euro

*Lubljana otopark 2 Euro

 

Gün 6, 30 Haziran 2017: Bled – Salzburg (261 km)

Bled’e bir gece önce karanlıkta gelip çadırı kurup hemen uyuduğumuz için hiçbirşey görmedik ama sabah uyanınca karşılaştığımız manzara muhteşemdi. Kampın plajı harika aynı zamanda halka da açık. Kamptan ayrılırken Leyal resepsiyondaki broşürlerden birinde dağ kızağı görüp görevliye sormuş ve haritada yerini öğrenmiş. Gittik. Bir doğa sporları merkezi. Fiyatlar makul. 1 tur 5, 2 tur 7 Euro. Leyal ve Levin bayıldılar. Bled’den ayrılmamız 12″ yi buldu. Bir sonraki planlı nokta Avusturya’daki Hallstatt. 223 km ve normalde iki buçuk saatlik yol. Ama Bled-Salzburg arasındaki otoyol kabus gibiydi. Bir yerde hiç hareket etmeden yarim saat bekledik. Yol yaklaşık 4 saat sürdü. 2 saat de duraklamamaları ekleyince saat 6 gibi Hallstatt’a vardık. Harika konumuyla bu küçük köy Avusturya Alplerinin gizli cennetlerinden birisi. Burada sadece 1 saat geçirebildik çünkü bir gece önceki gibi kamp için karanlığa kalmak istemiyorduk. 50 km daha yolumuz vardı. Yolda harika birkaç manzara ve market alışverişi için durduktan sonra hava kararmadan kamp yerine ulaştık. Kamp yeri Salzburga varmadan önce Wolfgangsee adlı gölün kenarında, daha önceden haritaya kaydettiğim noktalardan biri. İlk kaydettiğim kamp’a varıp sadece karavan için olduğunu öğrenip hayal kırıklığı yaşadıktan sonra burası ilaç gibi geldi. Çadırı kurup hemen yemek hazırlığı. Parmesanli, feslegenli makarna ve yanında közlenmiş biber patlıcan. Kamp harika. Tamamen çim, yüzlerce karavan ve çadır var. Her yer pırıl pırıl. Duşlar 5 yıldızlı otellerinkini aratmıyor.

Notlar:

* Bir sürü ücretli geçiş var. Her ülkenin otoyol ücreti farklı şekilde ödeniyor ve kaçırırsan cezalar caydırıcı.
* Sovenya’dan çıkıp Avusturya’ya girerken  tünel ücreti 7,2 Euro

*Avusturya’ya girdikten sonra geçtiğiniz ve geçeceğiniz tüneller için 11,5 Euro daha

*Avusturya minimum Vignette ücreti 9 Euro ve 10 gün geçerli.

 

Gün 7, 1 Temmuz 2017: Wolfgansee-Salzburg (70 km)

Sabah kalkar kalkmaz kahvaltı yapıp hemen bu yolculuğa çıkmamızın başlıca sebeplerinden olan Redbull X-Alps’de yarisacak atletlerle tanışmak icin Redbull’un Fusch Am See’deki merkezine gittik. Orda kimse yoktu. Oradan kamp alanını öğrendik ve kampa gittik. Bir çok sporcuyla tanıştık ve sohbet ettik. Redbull’larimizi içtik. Poster, çıkartma ve broşürlerimizi de aldık. Sonra bölgedeki başka gölleri de gezip kampa gitmeden önce alışveriş yapmak için bir markete gittik. Soğuk içeceklerin bulunduğu bölümde güzel bir bira tavsiyesi almak için birinden yardım istedim. Cevap Türkçe geldi. Cağlar’la ayak üstü tanıştıktan sonra ve tavsiye ettigi birayı iki saat sonra muhteşem göl manzarali evlerinin önünde eşiyle birlikte içiyorduk. Gelip bizi kamptan aldı.  Diğer bir sürpriz de eşi Eva’nın benim de çalıştığım Yalova Lisesi mezunu olmasıydı. Şaka gibi. Bir de ortak arkadaşımız çıktı. Harika geçen 2 saatlik sohbetten sonra bizi tekrar kampa bıraktılar. İkisi de harika insanlar ve tanıştığımız için çok şanslıyız. Birgün mutlaka tekrar görüşeceğiz. “Dünya küçük!” Gün böylece sona erdi.

Notlar:

*Kamp yerimizin bulunduğu Wolfgansee, Fuschlsee, Attersee, Mondsee ve Alplerin yüksek zirvelerinin aralarında bir çok gölün bulunduğu bu bölge aynı zamanda birçok karavan kampına da ev sahipliği yapıyor. Bu bölgedeki otoyollarda karavanlar için ayrı geçişler bile var. Yollardaki her üç araçtan biri karavan.

*Kamplar otel gibi çalışıyor. Check-in ve Check-out saatleri var. Kamp kuralı yazılı ve kalan kişiler zaten bu kuralları biliyor.

 

Gün 8, 2 Temmuz 2017: Wolfgansee-Salzburg (90 km)

Sabah Salzburg gittik. 10’da oradaydık. Yarış 11.30da başladı. O süre boyunca bir çok yarışmacıyla daha sohbet etme fırsatı buldum. İnanılmaz yağmur vardı. Yarışma tarihinde ilk defa Gaisberg’den uçuş olmadı. Atletler turnpointe gelip, koşarak devam ettiler.
İlk gün Toma birinci sırada. Ülkesinde zaten iyi koşuculardan biri ama uçuşlar başladı mı her şey değişir.
Toma, Sebastian ve Amerikalı ekstra Nightpass kullanacaklar. Yani gece boyunca devam edecekler. Yarışmanın basında henüz zindeyken arayı açmayı planlıyorlar. Ama yarın da bütün gün yürüyecekler. Bu 35 saat yürümek anlamına geliyor ki son 24 saati dağ tırmanışı olarak devam edecek. Yarın akşam yattıkları yeri bilemezler.
15 gibi kampa döndük. Yemek duş ve sonra gölde kanoya bindik kızlarla.
Yarın sabah ayrılıyoruz. Önce 2. Turnpoint olan Chemsee. Göl kenarı. Bir de saray var orda golün üstündeki bir adada. Sanırım adaya geçmeyiz. Bir kaç fotoğraf sonra Innsbruck. Yıllardır görmeyi istediğim bir yer. Iki tarafı 2000m’nin üzerinde dağlarla çevrili derin bir vadide bulunuyor. En popüler yamaç paraşütü markalarının merkezi burada. Avrupada en çok yp yapılan yer. Kanadımı getirebilseydin uçmak istediğim yerlerin başına geliyor. Oradan gece kalacağımız Liechtenstein’a.

Notlar:

*Salzburg’da 2 saat park ücreti 12 Euro ödedik. Sokaklardan birini baştan ve sondan açılır kapanır bariyerle kapatmışlar. Sanırım merkez olduğu için pahalıydı

*Gaisberg sis altında olduğu için manzarayı göremedik ama çok güzel olduğunu biliyorum.

 

Gün 9, 3 Temmuz 2017: Wolfgansee –  Bludenz (370 km)

Bugün sabah 10da Wolfgangsee’deki kamptan ayrıldık. Akşam konaklayacagımız yer olan Liechtenstein için yol once Almanyaya giriyor sonra tekrara Avusturya. İlk durak Chemsee. Burada da üzerinde Alman krali II. Ludivig tarafından yaptırılan büyük bir saray olan bir ada var. Adaya gidiş geliş yaklaşık 2 saatlik bir faaliyet. Saraya girmesen bile. 25 euro 4 kişilik aile feribot ücreti, artı 8 Euro saray için. Bahçesi ücretsiz. Otobanda çok zaman kaybettiğimiz için gitmedik. Sonraki durak Schloss Neuschwanstein kalesi. Disneyland’deki şatonun orijinali olan bir Baviera şatosu. Içine girmedik. Bugün tesadufen buldugumuz ama kaçırdığımız üzüldugümüz başka bir nokta ise Ehrenberg. Highline, 179 m yüksekliğinde bir asma köprü. Saat 18.10’da oradaydık ama bilet ofisi 10 dk önce kapanmıştı. Görevli içerideydi ama kapıyı açmadı. Çok yüksek ve çok uzun bir asma köprü. Bir vadiyi karşıdan karşıya bağlıyor ve bir şatodan başlıyor. Son durak Liechtenstein ‘daki kamp yerimiz. Çok büyük ve 5 yıldızlı bir kamp. Ilk Turk müşterileriymişiz. Sahibi acayip sıcak kanlı. Izmit’te teyzesi yaşıyormuş. Evinin önündeki en güzel yeri verdi bize. Bu gün de böyle bitti. Yarın isviçre.

Notlar:

* Neuschwanstein şatosu ve çevresi kalabalık turist gruplarının bulunduğu bir bölge. Otoparklar’ın saati 4-8 Euro. Uzaktakiler daha uygun ama yarım saatten fazla yürüyüş gerekiyor.

*Asma köprü girişi 8 Euro

 

Gün 10, 4 Temmuz 2017:  Bludenz – Lauterbrunnen (256 km)

Sabah kamptan 10’da hareket ettik ve ilk durak 25km ötedeki Liechtenstein’ın başkenti olan Vaduz şatosu. Kısa sürede geldik. Şato ziyaretçilere açık değil. Sadece fotoğrafladık. Oradan bir sonraki durak Isvicre’nin Luzern kenti. Liechtenstein zaten Isviçre sınırında. Isvicrede otoyol ücretleri yıllık olarak ödeniyor. Bir gün bile otoyol kullanacaksan yıllık Vinyet ücreti olan 45 Frankı (yaklaşık 45 Euro) ödüyorsun. Ben de bunu ödememek için devlet yollarını gps’e girdim. Sonuc: 100 km’lik yok 5 saat. Çünkü yol boyunca kasabalar bitmiyor ve max hız nerdeyse ortalama 50 km. Duraklamalar, kırmızı ışıklar, yemek, fotoğraf ve çiş molalarıyla birlikte saat 5 gibi ancak Luzern’e vardık. Çok güzel bir sehir. Ahşap köprüsüyle ünlü. Göl kıyısında yar alıyor ama deniz gibi hissediyorsun. Yatlar, gezi tekneleri ve plajlarıyla bizim Ege sahillerini andiriyor. Ama Alplerle cevrili olmasi atmosferi tamamen değiştiriyor. Luzern’de yaklaşık 2 saat geçirdikten sonra tekrar devlet yoluyla kampın bulunduğu Lauterbrunnen’e. 9’da kampa vardık. Bugün Isvicre’nin en güzel yollarından geçip, en harika yerlerini gördük. Daha önce google mapste baktigim yollardan geçmek çok güzeldi. Saat 19 gibi kampa vardık.

Notlar:

*Eğer birkaç günden fazla kalıp, birçok yeri ziyaret edecekseniz Vinyeti alın. Vaktiniz çoksa ve harika manzaraları görmek istiyorsanız almayın.

*Hız limiti tabelalarına mutlaka uymak gerek. Yol boyunca defalarca el radarı tutan polis aracı geçtik.

 

Gün 11, 5 Temmuz 2017:   Lauterbrunnen (0 km)

Sabah 8’de gözümü açtığımda çadırın duvarları olması gerektiği gibi ışık almıyordu. O saatte çoktan aydınlanmış olması gerekirdi. Hayal kırıklığı. Fermuari açınca masmavi gökyüzünü ve hala vadiyi henüz aydınlatmayan ama göremedigim halde orada olduğunu bildiğim güneşi hissedince biraz heyecanlandım. Leyal’le geldiğimizde kaldığımız süre boyunca hava 1 sn bile açmadı ve Eiger’i göremeden döndük. Ama bu sefer onu görecektim. Kahvaltıdan sonra toparlanıp doğru istasyona. Eiger’i görebileceğimiz en uygun nokta olan Kleine Sheideg için bilet fiyatlarını araştırdım. Fiyatlar astronomik. Infodaki kız gidiş bileti alin, trekking yaparak dönersiniz dedi. Öyle yaptık. Eiger’e ve ordan da Jungfaru’ya çıkan bu trenler özel bir ray sistemine sahip panaromik trenler. Aynı zamanda Avrupa’nın en yüksek demir yolunda çalışıyorlar. Yaklaşık 40dklik muhteşem dağ ve vadi manzaralı bir yolculuktan sonra Kleine Schiedegg’e ulaştık. Ve filmlere konu olan, zirvesine ulaşmak için onlarca dagcının hayatini kaybettiği, Kuzey yüzüne ilk kez 1938 yılında tırmanılabilen, milyonlarca yıldır güneş ışığını hiç görmeyen noktaları olan, 3975m yüksekligindeki Eiger tüm ihtişamıyla bizi karşıladı. Onu daha iyi görebilmek için 10 dklik bir yürüyüşle başka bir tepenin üzerine çıktık. Orada çimenlerin üzerinde oturup o dağa bakarken, sırt çantamda buz kalıbıyla birlikte taşıdığım birayı yudumlamak eşsiz bir andı. Dağda 2 saat geçirdikten sonra yaklaşık 8 km’lik iniş 3 saate yakın sürdü. Yolda Wengen’de yemek ve alışveriş bu süreye dahil. Wengen İsviçre’deki araç ulaşımının olmadı, sadece tren ve teleferiklerle ulaşımın mümkün olduğu kasabalardan biri. Wengen’de yağmur bastırdığı için son 2 km’yi trenle döndük.

Notlar:

*Lauterbrunnen- Kleine Schiedegg gidiş-dönüş tren ücreti kişi başı 60 Frank, çocuk %50 indirimli.

*Wengen-Lauterbrunnen dönüş bileti kişi başı 6,5 Euro

Trenler, tekne turları ve teleferikler kullanılacaksa, çocuklu aileler için çocuk sayısı kadar 1 kereliğine 15 Euro ödeyerek aile kartı alınabiliyor. Çocuklar bu kartla sonraki her şeye ücretsiz biniyor.

*İnterlaken’de tekne turu 50 Frank civarı

*1 Frank yaklaşık 1 Euro

 

Gün 12, 6 Temmuz 2017:  Lauterbrunnen – Lugano (201 km)

Kamptan saat 10 gibi ayrılıp Interlaken’e gittik. Arabayı uygun bir yere bıraktıktan sonra merkeze yürüdük. Yürüyüş yolu yamaç paraşütü şirketlerinin iniş alanı üzerinde olduğu için 10dk’lık yolu yarım saatte yürüdük. Kendi paraşütümü götüremediğim için böyle bir coğrafyada uçamamak çok acıydı. Birkaç pilotla sohbet edip değerli bilgiler aldım. Inrelaken, Avrupanın doğa sporları başkenti. Isviçre ülke olarak zaten her türlü sıra dışı sporun yapıldığı bir ülke ve Interlaken de bu ülkenin bu açıdan en önemli noktası. Yamaç paraşütü yapanlar için trenlerde farklı tarifeler ve trenleri sadece paraşütçülerin kullanabildiği farklı saatler var. Neyse, iç geçire geçire gökyüzünü seyrettikten sonra şehri gezip, birkaç hediyelik ve yol için market alışverişi yaptıktan sonra Varış noktası olan Lugano’ya doğru yola çıktık. Lugano İsviçrenin en güneyinde ve göl kenarında yer alan şehri. Buraya varmak için Alp’leri kuzeyden güneye geçmeniz gerekiyor. Bu da bizim güzergahımızda iki yüksek geçitle mümkün. Susten Pass (2260m) ve Gotthard Pass (2106m)geçitleri. Görsel anlamda doyumsuz ve bitmesini istemediğiniz yollar, viyadükler, kayalara oyulmuş tüneller, seyir noktaları, buzul gölleri ve karlı zirveler eşliğinde seyahat ettiğiniz bir güzergah. Lugano’ya ulaştığımız anda birden her şey değişti. Alplerin o tertemiz, berrak ve serin havası yerini Akdenizin sıcak ve boğucu havasına, Almanca yerini İtalyanca’ya bıraktı. Kamp’a yerleştik ve Akşam Logano turundan sonra gün sona erdi

Notlar:

*Interlaken otopark ücreti: 1 kron/saat

*Geçitlerde fotoğraf molası sayısı: en az 20

*İsviçre’de konuşulan diller: Almanca, Fransızca, Romanaşça ve İtalyanca.

*Bu güzergahta ödenen herhangi bir geçiş ya da yol ücreti yok.

 

Gün 13, 7 Temmuz 2017: Lugano – Venedik (353 km)

Lugano ve Como güzergah üzerinde en araştırmadan gittiğim iki yer. Doğaçlama gezeriz diye düşünmüşüm. Özellikle Como küçük şirin bir Italyan kasabasıdır diye düşünürken Italya’nın kuzeyindeki büyük kentlerden biriymiş. Etrafı yüksek dağlarla çevrili Como gölü ile Lugano’ya komşu ve irili ufaklı birçok gölün de bulunduğu bir bölge. Lugano’dan ayrıldıktan sonra Como’da 2 saatlik bir turun ardından otoban kullanarak bir sonraki durak olan ve daha önce gitmeyi hep istediğim Verona’ya ulaştık. Arena’ya çok yakın bir yere parkedip, 2 saatlik park fişini ön camdan görünür şekilde bıraktıktan sonra tura başladık. Zamanın yetmeyeceğini bildiğim halde Venedik’e hava kararmadan yetişmemiz gerektiği için süreyi kısa tuttuk. Belli başlı mekanlar olan Arena di Verona ve hemen yakınındaki Piazza Bra, Torre dei Lamberti, Arche ScaligerePiazza Delle Erbe ve en sona Casa di Giuliette’i (Jülyet’in Evi) dolaştıktan ve Jülyet’in durduğu balkonun fotoğrafını çektikten sonra turu noktaladık. Bu arada kızların 15dk’lık Flying Tiger alışveriş molası ve ayak üstü parça pizza molası da var.

Akşam 19.30’da Mestre’deki kamp yerine ulaştık, kampı kurup yemek yedikten sonraki 1 saati havuzda geçirerek günü kapattık.

Notlar:

*Como-Venedik arası otoyol ücreti: 24 Euro

*Cadde üstündeki park alanlarında, mavi çizgilerin arasına park etmek ve parkmatikten alınan fişi arabanın göğsüne, dışarıdan görünür şekilde bırakmak gerekiyor.

*Casa di Giuliette’in avlusu ziyaretçilere açık ama eve giriş ücretli. Fiyatına bakmadık.

 

Gün 14, 8 Temmuz 2017: Venedik – Viyana (616 km)

Saat 10’da kamptan ayrıldık ve istikamet doğru Venedik. Resepsiyondaki kız otobüsle gidin bence dedi ama biz oradan doğru kuzeye Avusturya’ya devam ederiz diye arabayla gitmeyi tercih ettik. Resepsiyonisti dinlemeliydik. Sebep 1: adaya bağlanan köprüyü geçtikten sonra GPS’i dinlemek yerine tabelaları takip etmeye çalıştım ve bir anda kendimi köprüde, adadan Mestre’ye dönen tek yün dar yolda buldum.:))) Burada Mestre’ye tekrar gidip Venedik’e döndüğümüz  8 km’lik yol bana Makedonya’da yanlışlıkla gittiğimiz 130km’lik yoldan fazla koydu. Sebep 2: Gördüğümüz ilk park yeri ücreti 26 Euro. İster 10 dk kullan ister 24 saat. İkincisi 4 Euro ama en fazla 1 saat kullanılabilir. Sonra park görevlisine sorup en uygun yeri bulduk. 2 saati 7 Euro. 4 saat kaldık, 14 Euro’ya günü kurtardık. 4 kişi toplu taşıma kullansaydık 7.5 Euro tutacaktı ve daha hızlı olacaktı.

Venedik turunun detaylarını burada yazmayacağım, giden herkesin ziyaret ettiği klasik rotayı tamamlayıp 3 saat ve 50’dk sonra otoparktan ayrıldık.

Bu günün son noktası, son ana kadar belli değildi. İlk plan Graz’da kalıp bir gün sonra Budapeşteye gitmekti ama otoyolda ilerlerken küçük kızım Levin’in “Baba, hep geziyoruz ama eğlenmek için bir şey yapmıyoruz” dediğini düşündüm. Onlara için bir şey yapmak istedim ve aklıma Viyana’daki Prater Park geldi. Sorun şuydu: GPS’te Graz’da birkaç kamp kayıtlıydı ama Viyana’da kalacak hiçbir yer ayarlamamıştım. İlk benzinliğe girdim ve bedava Wifi bulduktan sonra 10dk içinde bir hostel ayarladım. Akşam 21’de hosteldeydik.

Notlar:

*Viyana’dan Avusturya sınırına kadar olan Italya otobanı için ücret: 22 Euro

*Italya’da otobana ödediğim toplam ücret 43 Euro (sadece 511 km yol için)

*Avusturya vinyetimizin 10 günlük süresi dolmadığı için burada otoyol ücreti ödemedik.

 

Gün 15, 9 Temmuz 2017: Viyana (0 km)

Gün sabah 9’da kahvaltıyla başlayıp, Prater parkla devam etti. Saat 14’te Prater Parktan ayrılıp yürüyerek Hundertwasser, oradan yürüyerek Stephanplatz ve çevresi. Sonra dolaşırken Rathausplatz’dan gelen müzik sesine doğru ilerledik ve binaya kurulmuş devasa (gerçekten devasa) sinema perdesini uzaktan gördük. Viyana’da 1 ay sürecek olan sinema ve caz günlerinin merkezi olarak tasarlanan meydanda binlerce insan bedava canlı müzik dinleyerek dünya mutfaklarından lezzetler tatma imkanına sahipti. Burada yaklaşıl 2 saat geçirdikten sonra tekrar Stephanplatz’a yürüyerek metroyla otele döndük. Sonuç olarak rota üzerinde olmayan Viyana’da 2 gece geçirdik.

Notlar:

*Prater Park girişi ücretsiz. İçeride bindiğiniz şeye gişelerde ücret ödüyorsunuz. Bizdeki Lunaparklar gibi. Fiyatlar 1 ile 6 Euro arası değişiyor. Dev sekolini mutlaka tavsiye ediyorum. Viyanayı yüksekten 360 derece seyretmek için iyi bir fırsat, ücreti 5 Euro. İçerde yiyecek ücretleri gayet uygun.

*Viyana kültürel ve turistik açıdan çok zengin, saraylar ve müzeler şehri ve 1 gün asla yetmez. Biz sadece çocuklar için uğradık.

 

Gün 16, 10 Temmuz 2017: Viyana – Budapeşte (291 km)

Budapeşte için Viyana’dan ayrıldık ve ilk durak 60 km ilerideki Bratislava, Slovakya’nın başkenti. Daha önce bir kez gittiğim Bratislava Avusturya Sınırından sadece 7 km uzakta. Bolca turist alan ama karmaşadan uzak, geniş caddeleri ve meydanlarıyla küçük ama güzel bir Avrupa başkenti. Arabayı köprünün güney yakasındaki şehrin en büyük ve lüks alışveriş merkezlerinden olan Aupark’ın otoparkına bırakıp merkeze yürüdük. Bu güzergahta şehrin sembollerinden olan ve Tuna’nın üzerinden geçen ve üzerinde UFO şeklinde bir restoran olan Most SNP köprüsü var. En fazla 15dk’lık bir yürüyüşle meydana varıyorsunuz. Restoranlarda fiyatlar Avrupa geneline göre uygun.

Bratislava’dan sonra yola devam edip bir iki kısa mola hariç nerdeyse hiç durmadan Budapeşte’ye devam ettik ve 14 gibi otele ulaştık. Check-in yapıp eşyaları bile bırakmadan doğru şehri keşfe. Önce Buda, sonra Peşte. 10 gibi dönüp günü noktaladık.

Notlar:

*Slovakya’da otoyolları kullanmak için vinyet alınması gerekiyor ama sınırı geçmeden önce vinyet satan görevliden öğrenip 3 km gerideki Kittsee’den geçen devlet yolu ile Bratislava’ya ulaştım ve gene devlet yoluyla Slovakya’dan çıkarak Macaristan’da otobana girip vinyeti oradan aldım.

*Slovakya’nın para birimi Euro.

 

Gün 17, 11 Temmuz 2017: Budapeşte – Deva (444 km)

Sabah Budapeşte’den ayrılıp otobana girdik ve Timuşuara’da biten otobandan çıktık. 70 km sonra Deva. Daha önceden haberleştiğimiz arkadaşımız Elena ve eşi Adian, oğulları Cezar ile birlikte bizi karşıladılar. Yemekten sonra Deva’yı dolaşıp birşeyler içerken başka bir arkadaşımız Alina ile de buluştuktan sonra saat 23 gibi eve dönüp günü bitirdik. Elena ve ailesine misafirperverlikleri için buradan da sonsuz teşekkür ediyorum. Deva’da bir gün kaldık ama Elena’nın misafirperverliği burada bitmedi. Bir sonraki gün kalacağımız yer gene Elena’nın Breaza’daki yazlık evi olacaktı.

Notlar:

*Dizel 1 Euro civarı

*Romanya vinyet ücreti: 3 Euro

 

Gün 18, 12 Temmuz 2017: Deva – Breaza  (339 km)

Sabah Adrian’dan güzergah ile ilgili ipuçlarını aldıktan sonra saat 10’da ayrıldık. Yolda önce Sibiu sonra da Bran kalesine uğradık. Daha önce bir kez daha gittiğim Sibiu, Romanya’nın güzel şehirlerinden biri. Çatılarındaki size bakan göz şeklinde küçük pencereleriyle ünlü. Yola devam edip inanılmaz bir yağmur ve fırtına eşliğinde Bran kalesi ve çevresini gezdikten sonra Karpatların tam ortasından geçerek önce Romanya’nın en güzel bölgelerinden biri olan Sinai sonra da kalacağımız kasaba olan Breaza’ya ulaştık. Bizi Elena’nın abisi ve onun eşiyle kızı karşıladı. Harika bir ağırlamadan ve bolca sohbetten sonra erkenden uyuduk.

 

Gün 19, 13 Temmuz 2017: Breaza – Varna  (476 km)

Breaza’dan ayrılırken artık yolculuğun sonuna yaklaşmış olmanın verdiği yorgunlukla, bir an önce eve varmak olan plan, Bükreş’e yaklaşırken gördüğüm Köstence tabelasıyla bir anda değişti. Aslında bu gezinin en güzel yanlarından birisi de buydu. Yetişmeniz gereken herhangi bir yer olmaması, rotanın her an değiştirilebilir olması ve sürekli olarak yolda sizi bekleyen önceden düşünmediğiniz sürprizlerin olması. Örneğin, bir gece öncesine kadar Breaza diye bir yerden ve Elena’nın abisi ve ailesinden haberim olmaması gibi. Rotayı Karadeniz kıyısına, Köstence’ye çevirdik ve otoyolla saat 3 gibi buraya ulaştık. Yaklaşık 1 saatlik şehir turu ve ardından yemek molasında, restoranın wifi’sinden faydalanarak Varna’da havuzlu bir apart buldum. Saat 6’da Varna’daydık. Saat 7’de havuzda. Akşam Varna turu ve aparta dönüş.

Notlar:

*Bükreş’in etrafından geçen yol (haritadan bakıldığında tam bir daire şeklinde) kabus gibi. Otoyol gibi gözüküyor ama değil. her zaman yoğun trafik.

*Köstence Limanının yüz ölçümü, Türkiye’deki tüm limanların toplam yüz ölçümünden daha büyükmüş.

*Bulgaristan’da Vinyet ücreti: 8 Euro.

*Bulgarista’da Otoyol yok denecek kadar az. Biz hiç geçmedik.

 

Gün 20, 14 Temmuz 2017: Varna – İstanbul  (493 km)

Ve yolculuğun son günü…

Varna’da uyanıp evde uyuyacağız.

Marketten yaptığım alışveriş ve tam bir Türk kahvaltısından sonra saat 11’de yola çıktık. Yolda Nessebar’da durduk ve yaklaşık 2 saat geçirdik. Yemeğimizi de burada yedik. Hemen yakınındaki Sunny Beach ve birçok plajı ile tam bir turist cenneti. Bir ada üzerine kurulun Old Town bir çok tarihi yapıyı barındırıyor. Planlı olmadığı için elimde bir rehber kitap ya da gezi notları yoktu. Dolaşıp fotoğraf çekmekle yetindik.

Sonraki durak Burgas. burada da 1 saat ayırdık kendimize. Sahili turlayıp, Kitesörf’leri seyredip, dondurmalarımızı yedikten sonra yola devam.

Bir sonraki nokta artık Türkiye sınır kapısı. Önce Türkiye 3 km tabelası karşıladı bizi. Sonra da Türkiye’ye hoş geldiniz yazısı. Evde hissettik bir anda. Pasaport işlemlerinden sonra giriş yaptık ve yaklaşık iki buçuk saat sonra 21.00 gibi Büyükçekmece civarındaydık. Saat 23.59’daki Pendik – Yalova  feribotuna rahat yetişiriz diye hayal ederken saat 23.50’de hala köprü üzerinde bitmiş halde ilerlemeye çalışıyorduk. Bütün yolculuğun en yorucu bölümüydü. 17 km’yi yaklaşık 3 saatte geçtik. Neyse ki kız kardeşim Nurgül ve Eşi Andaç bizi yolda bırakmadı ve Bostancı’daki evlerinde misafir ettiler. Pratikte 21. güne sarkan ve 25 Haziran 2017’de Yalova’dan başlayan yolculuğumuz 15 Temmuz günü saat 11.45’te yine Yalova’da noktalandı.

 

Yolda Dikkat:

*Balkan ülkelerinin çoğunda gündüz farlar  zorunlu.

*Hız limitleri sınır geçişlerinde ulkekere girerken büyük tabelalarda belirtiliyor. Yolda tabelaları görmeseniz bile bunlarab uymak gerekiyor.

*Otoyol tabela rengi ülkeden ülkeye değişebiliyor.  Mesela İsvicre’de renkler bizdeki gibi. Otoyollar yeşil, devlet yolları mavi ama Fransa’da tam tersi. Bu yüzden başka bir gezide 10kmlik yola 7 Euro ödemiştim.

*Her bir farklı ülkeye girişte, bir an önce en azindan parkmariklerde kullanamaya yetecek kadar bozuk para edinmek gerekiyor.

*Otoyollarda 90km altı hızlarda en sağ şerit, 90-110 km arası orta şerit ve 110 üstü en sol şerit kullanmak gerekiyor.

*Korna ve sellektör nerdeyse kullanilmiyor.

YERLER

Ülkeler Başkentler Şehirler Kasaba/Köy Pasaportlu sınır geçişi
1 Yunanistan Tiran Selanik Manastır Türkiye-Yunanistan
2 Makedonya Ljubljana Ohrid Budva Yunanistan- Makedonya
3 Arnavutluk Vaduz Kotor Sweti Stefan Makedonya-Arnavutluk
4 Karadağ Viyana Dubrovnik Perast Arnavutluk-Karadağ
5 Hırvatistan Bratislava Mostar Pocitelj Karadağ-Hırvatistan
6 Bosna Hersek Budapeşte Salzburg Bled Hırvatistan-Bosna Hersek
7 Slovenya Innsbruck Hallstatt Bosna Hersek-Hırvatistan
8 Avusturya Lucerne St. Gilgen Hırvatistan-Bosna Hersek
9 Almanya Interlaken Fulschl Bosna Hersek-Hırvatistan
10 Liechtenstein Lugano Chiemsee Hırvatistan-Slovenya
11 İsviçre Como Bludenz Bulgaristan-Türkiye
12 İtalya Verona Lauterbrunnen
13 Slovakya Venedik Wengen
14 Macaristan Deva Bran
15 Romanya Sibiu Sinai
16 Bulgaristan Costanza Breaza
17 Varna Nessebar
18 Burgas

BÜTÇE (Euro).

Yakıt 
Türkiye 30
Yunanistan 48
Makedonya 20
Bosna Hersek 37
Slovenya 35
Avusturya 51
İsviçre 37
İtalya 38
Avusturya 30
Slovakya 35
Romanya 35
Bulgaristan 57
 TOPLAM 453 Euro
Otoyol
İskeçe 2,4
Kavala 2,4
Selanik 2,4
Selanik 1,2
Makedon 2,4
Hırvatistan 28
Slovenya 15
Avusturya 9
İtalya 43,1
Macaristan 12
Romanya 3
Bulgaristan 8
Türkiye 6
 TOPLAM  134,9 Euro
Tünel/Köprü
Slovenya 7,2
Avusturya 11,5
Romanya 7
Türkiye 5
  TOPLAM   30,7 Euro
Konaklama
Selanik 25
Ohrid 30
Kotor 37
Mostar 32
Bled 35
Salzburg 96
Bludenz 40
Lauterbru 104
Lugano 30
Viyana 62
Varna 52
 TOPLAM  543 Euro
Otopark
Sweti Stefan 2
Dubrovnik 11
Salzburg 12
İnterlaken 2
Luzern 2
Como 2
Venedik 14
 TOPLAM  45 Euro
Diğer
Market 185
Yemek 124
Müze 14
Tren 105
Dağ kızağı 23
Prater Park 100
 TOPLAM  551 Euro